parlaklaşmak
مَعَ تَحَسُّنِ الطَّقْسِ، بَدَأَتِ السَّمَاءُ تُشْرِقُ، وَامْتَلَأَتْ قُلُوبُنَا بِالْأَمَلِ.
Hava açıldıkça gökyüzü parlaklaşmaya başladı, içimiz umutla doldu.
بَعْدَ عَرْضٍ تَقْدِيمِيٍّ نَاجِحٍ، تَأَلَّقَتْ عَيْنَاهُ، وَكَانَ يَطِيرُ مِنَ الْفَرَحِ.
Başarılı bir sunumdan sonra gözleri parlaklaştı, mutluluktan adeta uçuyordu.

