صَعِدَ عَلَى السُّلَّمِ لِتَثْبِيتِ الْعَلَمِ عَلَى الْعَمُودِ.
Bayrağı direğe rekzetmek için merdivene çıktı.
صَعِدَ عَلَى السُّلَّمِ لِتَثْبِيتِ الْعَلَمِ عَلَى الْعَمُودِ.
Bayrağı direğe rekzetmek için merdivene çıktı.
غَرَسَ الْبُسْتَانِيُّ الشَّتْلَاتِ الْجَدِيدَةَ بِعِنَايَةٍ فِي التُّرْبَةِ.
Bahçıvan, yeni fidanları toprağa dikkatlice rekzetti.
اِسْتَخْدَمَ النَّحَّاتُ رَافِعَةً لِوَضْعِ التِّمْثَالِ عَلَى قَاعِدَتِهِ.
Heykeltıraş, heykeli kaidesine rekzetmek için vinç kullandı.