rivayet etmek (veya eylemek)

رَوَى العَجُوزُ قِصَّةَ تَأْسِيسِ القَرْيَةِ لِأَحْفَادِهِ.

Yaşlı adam, köyün kuruluş hikayesini torunlarına rivayet etti.

نَقَلَ الصَّحَفِيُّ الْمَعْلُومَاتِ الَّتِي حَصَلَ عَلَيْهَا مِنْ مَكَانِ الْحَادِثِ إِلَى قُرَّائِهِ.

Gazeteci, olay yerinden edindiği bilgileri okuyucularına rivayet etti.

تَحْكِي لَنَا أُمِّي دَائِمًا ذِكْرَيَاتٍ جَمِيلَةً مِنْ طُفُولَتِهَا.

Annem, çocukluğuna ait güzel anıları bize her zaman rivayet eder.

İlişkili Kelimeler