sındırmak

حَطَّمَتِ الْعَاصِفَةُ أَغْصَانَ الْأَشْجَارِ.

Fırtına ağaç dallarını sındırdı.

كَسَرَ الرَّجُلُ الْكُرْسِيَّ بِغَضَبٍ.

Adam öfkeyle sandalyeyi sındırdı.

İlişkili Kelimeler