نَفِدَ صَبْرُ الْأَطْفَالِ لِفَتْحِ هَدَايَاهُمْ، وَلَمْ يَتَمَكَّنُوا مِنَ الْبَقَاءِ فِي أَمَاكِنِهِمْ تَقْرِيبًا.
Çocuklar hediyelerini açmak için sabırsızlanıyorlardı, neredeyse yerlerinde duramıyorlardı.
نَفِدَ صَبْرُ الْأَطْفَالِ لِفَتْحِ هَدَايَاهُمْ، وَلَمْ يَتَمَكَّنُوا مِنَ الْبَقَاءِ فِي أَمَاكِنِهِمْ تَقْرِيبًا.
Çocuklar hediyelerini açmak için sabırsızlanıyorlardı, neredeyse yerlerinde duramıyorlardı.
أَتَلَهَّفُ لِمُشَاهَدَةِ الْفِيلْمِ الْجَدِيدِ، كَانَ الْمَقْطَعُ الدِّعَائِيُّ مُثِيرًا لِلْإِعْجَابِ لِلْغَايَةِ.
Yeni filmi izlemek için sabırsızlanıyorum, fragmanı çok etkileyiciydi.
ضَجِرَ الزَّبُونُ مِنَ الِانْتِظَارِ الطَّوِيلِ.
Müşteri uzun beklemekten sabırsızlandı.