ادَّعَى الْمُحَامِي أَنَّ مُوَكِّلَهُ بَرِيءٌ.
Avukat, müvekkilinin suçsuz olduğunu savladı.
ادَّعَى الْمُحَامِي أَنَّ مُوَكِّلَهُ بَرِيءٌ.
Avukat, müvekkilinin suçsuz olduğunu savladı.
أَكَّدَ الْعَالِمُ أَنَّ نَظَرِيَّتَهُ صَحِيحَةٌ.
Bilim insanı, teorisinin doğru olduğunu savladı.
زَعَمَ الشَّاهِدُ أَنَّهُ رَأَى شَخْصًا مَشْبُوهًا فِي مَكَانِ الْحَادِثِ.
Tanık, olay yerinde şüpheli birini gördüğünü savladı.