serbestlemek

اضْطَرَّتِ الشُّرْطَةُ إِلَى إِطْلَاقِ سَرَاحِ الْمُشْتَبَهِ بِهِ بِسَبَبِ عَدَمِ كِفَايَةِ الْأَدِلَّةِ.

Polis, şüpheliyi delil yetersizliğinden serbestlemek zorunda kaldı.

قَرَّرَتِ الْمَحْكَمَةُ إِخْلَاءَ سَبِيلِ الْمُتَّهَمِ بِكَفَالَةٍ.

Mahkeme, sanığı kefaletle serbestlemeye karar verdi.

كَانَ تَحْرِيرُ الْعَبِيدِ خُطْوَةً مُهِمَّةً لِلْإِنْسَانِيَّةِ.

Köleleri serbestlemek, insanlık için önemli bir adımdı.

İlişkili Kelimeler