كَانَ الْجُنُودُ يُنَظِّفُونَ وَيَصُونُونَ أَسْلِحَتَهُمْ فِي مَخْزَنِ الْأَسْلِحَةِ.
Askerler, silahhanede silahlarını temizleyip bakımını yapıyorlardı.
كَانَ الْجُنُودُ يُنَظِّفُونَ وَيَصُونُونَ أَسْلِحَتَهُمْ فِي مَخْزَنِ الْأَسْلِحَةِ.
Askerler, silahhanede silahlarını temizleyip bakımını yapıyorlardı.
كَانَ هُنَاكَ أَنْوَاعٌ مُخْتَلِفَةٌ مِنَ الْأَسْلِحَةِ وَالذَّخِيرَةِ فِي مُسْتَوْدَعِ الْأَسْلِحَةِ.
Silahhanede farklı türde silahlar ve mühimmat bulunuyordu.
كَانَتِ التُّرْسَانَةُ دَاخِلَ الْقَلْعَةِ مُهِمَّةً لِلدِّفَاعِ عَنِ الْمَدِينَةِ.
Kale içindeki silahhane, şehrin savunması için önemliydi.