sopalı

حَاوَلَ الرَّجُلُ الْمُسَلَّحُ بِعَصًا التَّقَدُّمَ عَبْرَ الْحَشْدِ.

Sopalı adam, kalabalığın içinden geçerek ilerlemeye çalıştı.

كَانَ حَارِسٌ يَحْمِلُ عَصًا يَقِفُ عَلَى بَابِ الْمَدْخَلِ.

Sopalı bir bekçi, kapının önünde nöbet tutuyordu.

İlişkili Kelimeler