كَانَ لَدَيْهِ شُعُورٌ كَبِيرٌ بِالذَّنْبِ لِأَنَّهُ كَذَبَ.
Yalan söylediği için içinde büyük bir suçluluk duygusu vardı.
كَانَ لَدَيْهِ شُعُورٌ كَبِيرٌ بِالذَّنْبِ لِأَنَّهُ كَذَبَ.
Yalan söylediği için içinde büyük bir suçluluk duygusu vardı.
تَأْنِيبُ الضَّمِيرِ لَا يَتْرُكُ ضَمِيرَ الْإِنْسَانِ مُرْتَاحًا وَيَسْلُبُ سَلَامَهُ.
Suçluluk duygusu, insanın vicdanını rahat bırakmaz ve huzurunu kaçırır.
الشَّخْصُ الَّذِي أَدْرَكَ أَنَّهُ ارْتَكَبَ خَطَأً امْتَلَأَ بِشُعُورِ وَخْزِ الضَّمِيرِ الشَّدِيدِ.
Hata yaptığını anlayan kişi, yoğun bir suçluluk duygusuyla doldu.