tıklatmak

طَرَقَ الرَّجُلُ البابَ وَانْتَظَرَ رَدًّا مِنَ الدّاخِلِ، وَكانَ نافِدَ الصَّبْرِ.

Adam kapıyı tıklatarak içeriden bir cevap bekledi, sabırsızlanıyordu.

أَظْهَرَ الطِّفْلُ أَنَّهُ يَشْعُرُ بِالْمَلَلِ عَنْ طَرِيقِ الدَّقِّ عَلَى الطَّاوِلَةِ بِأَصَابِعِهِ، وَأَرَادَ أَنْ يَفْعَلَ شَيْئًا.

Çocuk parmaklarıyla masayı tıklatarak sıkıldığını gösteriyordu, bir şeyler yapmak istiyordu.

أَوْضَحَ الطَّائِرُ أَنَّهُ يُرِيدُ الدُّخُولَ عَنْ طَرِيقِ النَّقْرِ عَلَى النَّافِذَةِ بِمِنْقَارِهِ.

Kuş gagasıyla pencereyi tıklatarak içeri girmek istediğini belli etti.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler