كَانَ المُوَظَّفُ فِي مَحَلِّ الخُضَارِ يُسْرِعُ لِوَزْنِ الطَّمَاطِمِ.
Manavdaki görevli, domatesleri tartmak için acele ediyordu.
كَانَ المُوَظَّفُ فِي مَحَلِّ الخُضَارِ يُسْرِعُ لِوَزْنِ الطَّمَاطِمِ.
Manavdaki görevli, domatesleri tartmak için acele ediyordu.
وَازَنَ التَّاجِرُ بَيْنَ السِّعْرَيْنِ قَبْلَ الشِّرَاءِ.
Tüccar almadan önce iki fiyatı tarttı.
أَحْتَاجُ إِلَى بَعْضِ الْوَقْتِ لِتَقْدِيرِ أَهَمِّيَّةِ الْحَدَثِ.
Olayın önemini tartmak için biraz zamana ihtiyacım var.
كَيَّلَ، كَالَ، اِكْتَالَ