أَصْبَحَتِ الْمَدِينَةُ مُدَمَّرَةً بَعْدَ الزِّلْزَالِ، كُلُّ مَكَانٍ كَانَ مُدَمَّراً.
Depremden sonra şehir tarumar olmuştu, her yer yıkılmıştı.
أَصْبَحَتِ الْمَدِينَةُ مُدَمَّرَةً بَعْدَ الزِّلْزَالِ، كُلُّ مَكَانٍ كَانَ مُدَمَّراً.
Depremden sonra şehir tarumar olmuştu, her yer yıkılmıştı.
الْحَرْبُ دَمَّرَتِ الْبِلَادَ، وَأَصْبَحَ النَّاسُ بِلَا مَأْوًى.
Savaş, ülkeyi tarumar etti, insanlar evsiz kaldı.
كَانَتْ غُرْفَةُ الْأَطْفَالِ مُبَعْثَرَةً بَعْدَ اللَّعِبِ.
Oyundan sonra çocuk odası tarumar olmuştu.