tazmin

اُضْطُرَّتِ الشَّرِكَةُ إِلَى تَعْوِيضِ الضَّرَرِ النَّاجِمِ عَنِ الْحَادِثِ، وَبَدَأَتِ الْإِجْرَاءَاتُ الْقَانُونِيَّةُ.

Şirket, kaza sonucu oluşan zararı tazmin etmek zorunda kaldı, yasal süreç başladı.

بَدَأَ فِي الْقِيَامِ بِأَعْمَالٍ إِضَافِيَّةٍ لِتَسْدِيدِ دَيْنِهِ، وَتَحَسَّنَ وَضْعُهُ الْمَالِيُّ.

Borcunu tazmin etmek için ek işler yapmaya başladı, maddi durumu düzeldi.

الشَّخْصُ الَّذِي تَعَرَّضَ لِلظُّلْمِ حَصَلَ عَلَى حَقِّ الْجَبْرِ بِقَرَارٍ مِنَ الْمَحْكَمَةِ، وَمِنْ دَوَاعِي السُّرُورِ أَنْ يَتَحَقَّقَ الْعَدْلُ.

Haksızlığa uğrayan kişi, mahkeme kararıyla tazmin hakkı kazandı, adaletin yerini bulması sevindirici.

İlişkili Kelimeler