كَانَ هُنَاكَ تَنَاقُضٌ كَبِيرٌ بَيْنَ أَقْوَالِهِ وَأَفْعَالِهِ.
Onun sözleri ve davranışları arasında büyük bir tezatlık vardı.
كَانَ هُنَاكَ تَنَاقُضٌ كَبِيرٌ بَيْنَ أَقْوَالِهِ وَأَفْعَالِهِ.
Onun sözleri ve davranışları arasında büyük bir tezatlık vardı.
أَعْتَقِدُ أَنَّ هُنَاكَ تَعَارُضًا بَيْنَ هَاتَيْنِ الْفِكْرَتَيْنِ.
Bu iki fikir arasında bir tezatlık olduğunu düşünüyorum.
تَبَايُنُ الْأَلْوَانِ فِي الصُّورَةِ مُثِيرٌ لِلْإِعْجَابِ لِلْغَايَةِ.
Resimdeki renklerin tezatlığı çok etkileyici.