مِقْبَض — مَقَابِض
أَجِدُ صُعُوبَةً فِي فَتْحِ الْبَابِ لِأَنَّ مَقْبِضَ الْخِزَانَةِ مَكْسُورٌ وَيَجِبُ أَنْ أُصْلِحَهُ.
Dolabın tutamağı kırıldığı için kapıyı açmakta zorlanıyorum ve tamir etmeliyim.
أَجِدُ صُعُوبَةً فِي فَتْحِ الْبَابِ لِأَنَّ مَقْبِضَ الْخِزَانَةِ مَكْسُورٌ وَيَجِبُ أَنْ أُصْلِحَهُ.
Dolabın tutamağı kırıldığı için kapıyı açmakta zorlanıyorum ve tamir etmeliyim.
تَشَبَّثَ الرَّجُلُ الْعَجُوزُ بِإِحْكَامٍ بِالدِّعَامَةِ الْمَوْجُودَةِ عَلَى الْحَائِطِ أَثْنَاءَ نُزُولِهِ الدَّرَجَ وَحَافَظَ عَلَى تَوَازُنِهِ.
Yaşlı adam merdivenlerden inerken duvardaki tutamağa sıkıca tutundu ve dengesini sağladı.
فِي هَذِهِ الْأَوْقَاتِ الصَّعْبَةِ، أَصْبَحَتْ عَائِلَتِي أَكْبَرَ سَنَدٍ لِي وَقَدَّمُوا لِيَ الدَّعْمَ.
Bu zor zamanlarda ailem benim en büyük tutamağım oldu ve bana destek verdiler.