tuzlamak

اسْتَخْدَمَتْ أُمِّي مِلْحَ الْبَحْرِ لِتَمْلِيحِ الْمُخَلَّلَاتِ الَّتِي أَعَدَّتْهَا لِفَصْلِ الشِّتَاءِ.

Annem, kış için hazırladığı turşuları tuzlamak için deniz tuzu kullandı.

رَشَّ الشِّيفُ الْمِلْحَ وَالْفُلْفُلَ عَلَى شَرِيحَةِ اللَّحْمِ قَبْلَ طَهْيِهَا.

Şef, bifteği pişirmeden önce üzerine tuz ve karabiber serpti.

فِي الْعُصُورِ الْقَدِيمَةِ، كَانَ النَّاسُ يُجَفِّفُونَ اللُّحُومَ عَنْ طَرِيقِ تَمْلِيحِهَا لِحِفْظِهَا لِفَتْرَةٍ أَطْوَلَ.

Eski zamanlarda insanlar, etleri daha uzun süre saklamak için tuzlayarak kuruturlardı.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler