نَحْس — نُحُوس
النَّحْسُ لَا يَتْرُكُنَا، تَحْدُثُ أَشْيَاءُ سَيِّئَةٌ بِاسْتِمْرَارٍ.
Uğursuzluk peşimizi bırakmıyor, sürekli kötü şeyler oluyor.
النَّحْسُ لَا يَتْرُكُنَا، تَحْدُثُ أَشْيَاءُ سَيِّئَةٌ بِاسْتِمْرَارٍ.
Uğursuzluk peşimizi bırakmıyor, sürekli kötü şeyler oluyor.
هُنَاكَ شُؤْمٌ عَلَى هَذَا الْمَنْزِلِ، مَهْمَا فَعَلْنَا لَا يَتَحَسَّنُ.
Bu evin üzerinde bir uğursuzluk var, ne yapsak düzelmiyor.
يُعْتَبَرُ عُبُورُ قِطٍّ أَسْوَدَ فَأْلًا سَيِّئًا.
Kara kedinin geçmesi uğursuzluk olarak kabul edilir.
سُؤ الطَّالِع، شُوم، حَظّ مَنْكُود، نَحُوسَة الطَّالِع، مَشْأَمَة، نُحُوسَة