yüz tutmak

عِنْدَمَا اقْتَرَبَ حُلُولُ الظَّلَامِ، قَرَّرْنَا الْعَوْدَةَ إِلَى الْمَنْزِلِ.

Hava kararmaya yüz tuttuğunda eve dönmeye karar verdik.

بَدَأَتِ الْأَوْرَاقُ تَتَحَوَّلُ إِلَى اللَّوْنِ الْأَصْفَرِ، مِمَّا يُشِيرُ إِلَى قُدُومِ الْخَرِيفِ.

Yapraklar sararmaya yüz tuttu, sonbaharın geldiğini gösteriyor.

İlişkili Kelimeler