كَانَ التَّسَبُّبُ فِي الْقَبْضِ عَلَى صَدِيقِهِ مِنْ قِبَلِ الشُّرْطَةِ خِيَانَةً كَبِيرَةً.
Arkadaşını polise yakalatmak büyük bir ihanetti.
كَانَ التَّسَبُّبُ فِي الْقَبْضِ عَلَى صَدِيقِهِ مِنْ قِبَلِ الشُّرْطَةِ خِيَانَةً كَبِيرَةً.
Arkadaşını polise yakalatmak büyük bir ihanetti.
كَذَبَ لِيَجْعَلَ مُنَافِسَهُ يُعْتَقَلُ.
Rakibini yakalatmak için yalan söyledi.