yalabık

مَعَ غُرُوبِ الشَّمْسِ، أَصْبَحَ سَطْحُ الْبَحْرِ لَامِعًا.

Güneşin batışıyla deniz yüzeyi yalabık bir hale geldi.

كَانَتْ تَرْتَدِي فُسْتَانًا مَصْنُوعًا مِنْ قُمَاشٍ مُتَلَأْلِئٍ.

Yalabık bir kumaştan yapılmış elbise giymişti.

كَانُوا يَرْقُصُونَ تَحْتَ الْأَضْوَاءِ الْبَرَّاقَةِ.

Yalabık ışıklar altında dans ediyorlardı.

İlişkili Kelimeler