الْحَلِيبُ غَيْرُ مَوْجُودٍ فِي الثَّلَّاجَةِ الْيَوْمَ.
Bugün buzdolabında süt yok.
الْحَلِيبُ غَيْرُ مَوْجُودٍ فِي الثَّلَّاجَةِ الْيَوْمَ.
Bugün buzdolabında süt yok.
— هَلْ رَأَيْتَ أَحْمَدَ؟ — لَا، لَمْ أَرَهُ.
— Ahmet'i gördün mü? — Yok, görmedim.
فُرَصُ الْعَمَلِ فِي هَذِهِ الْمَدِينَةِ قَلِيلَةٌ تَكَادُ تَكُونُ مَعْدُومَةً.
Bu şehirde iş imkanları neredeyse yok denecek kadar az.
لَيْسَ لَدَيَّ وَقْتٌ كَافٍ لِمُشَاهَدَةِ التِّلْفَازِ هَذِهِ الْأَيَّامَ.
Bu günlerde televizyon izlemek için yeterli vaktim yok.
لَيْسَ لَهُ، بِلَا، مُنْعَدِم