حَاوَلَ أَنْ يَتَجَاوَزَ الْمَوْقِفَ بِابْتِسَامَةٍ إِجْبَارِيَّةٍ.
Zoraki bir gülümsemeyle durumu geçiştirmeye çalıştı.
حَاوَلَ أَنْ يَتَجَاوَزَ الْمَوْقِفَ بِابْتِسَامَةٍ إِجْبَارِيَّةٍ.
Zoraki bir gülümsemeyle durumu geçiştirmeye çalıştı.
الزَّوَاجُ الْقَسْرِيُّ مُمَارَسَةٌ تَتَعَارَضُ مَعَ حُقُوقِ الْإِنْسَانِ.
Zoraki evlilikler, insan haklarına aykırı bir uygulamadır.
اضْطُرِرْتُ إِلَى الْقَبُولِ بِالْإِكْرَاهِ.
Zoraki bir şekilde kabul etmek zorunda kaldım.
مُكْرَه، جَبْرِيّ، مُتَكَلَّف