çakın

كَانَ الْحَدَّادُ يَنْثُرُ شَرَارَاتٍ حَوْلَهُ وَهُوَ يَطْرُقُ الْحَدِيدَ، كَانَ ذَلِكَ مُثِيراً لِلْإِعْجَابِ لِلْغَايَةِ.

Demirci, demiri döverken etrafa çakınlar saçıyordu, çok etkileyiciydi.

رَأَيْتُ بَرْقًا فِي الْأُفُقِ، أَعْتَقِدُ أَنَّ الْمَطَرَ قَادِمٌ، يَجِبُ أَنْ نَكُونَ مُسْتَعِدِّينَ.

Uzakta bir çakın gördüm, sanırım yağmur geliyor, hazırlıklı olmalıyız.

İlişkili Kelimeler