أَزَّتِ الرِّيحُ الأَوْرَاقَ المُتَسَاقِطَةَ عَلَى الأَرْضِ.
Rüzgar, yere düşen yaprakları hareket ettirdi.
أَزَّتِ الرِّيحُ الأَوْرَاقَ المُتَسَاقِطَةَ عَلَى الأَرْضِ.
Rüzgar, yere düşen yaprakları hareket ettirdi.
أَزَّ الزِّلْزَالُ الأَثَاثَ فِي المَنْزِلِ.
Deprem, evdeki eşyaları yerinden oynattı.
أَزَّ الطِّفْلُ فِي سَرِيرِهِ قَبْلَ أَنْ يَسْتَيْقِظَ.
Bebek uyanmadan önce yatağında kımıldadı.
cıyırdamak, cızıldamak, cızırdamak, cızlamak, gacırdamak, harıldamak, hırıldamak, hışıldamak, hışırdamak, hırlamak, şırlamak, vızıldamak, vızlamak, vınlamak, uğuldamak, gıygıylamak, gıcırdamak
سَمِعْتُ أَزَّ الْمِذْيَاعِ الْقَدِيمِ فِي اللَّيْلِ.
Gece eski radyonun cızırtısını duydum.