وَضَعَ النُّقُودَ فِي كَفِّهِ.
Parayı avucuna koydu.
وَضَعَ النُّقُودَ فِي كَفِّهِ.
Parayı avucuna koydu.
apaz, sille, dest
كُفَّ عَنِ التَّدْخِينِ حِفَاظاً عَلَى صِحَّتِكَ وَصِحَّةِ عَائِلَتِكَ
Sağlığını ve ailenin sağlığını korumak için sigarayı bırak
يَجِبُ عَلَى الشُّرْطَةِ أَنْ تَكُفَّ الْمُجْرِمِينَ عَنِ ارْتِكَابِ الْمَزِيدِ مِنَ الْجَرَائِمِ
Polis, suçluları daha fazla suç işlemekten alıkoymalıdır
imsak etmek