أَمْلَس

كَانَتْ بَشَرَةُ الطِّفْلِ نَاعِمَةً وَمَلْسَاءَ كَالْحَرِيرِ.

Çocuğun cildi ipek gibi yumuşak ve pürüzsüzdü.

أَعْجَبَنِي الْمَلْمَسُ الْأَمْلَسُ لِهَذَا الْقُمَاشِ كَثِيرًا.

Bu kumaşın düz dokusu, çok hoşuma gitti.

كَانَ الطَّرِيقُ أَمْلَسًا بِسَبَبِ الجَلِيدِ، مِمَّا تَسَبَّبَ فِي انْزِلَاقِ السَّيَّارَاتِ.

Yol buzlanma nedeniyle kaygandı ve bu da arabaların kaymasına neden oldu.

Eşdizimler