عَادَ الْمُسَافِرُ إِلَى أَهْلِهِ بَعْدَ غِيَابٍ طَوِيلٍ فِي بِلَادٍ بَعِيدَةٍ.
Gezgin, uzak diyarlarda uzun bir süre kaldıktan sonra ailesine geri döndü.
عَادَ الْمُسَافِرُ إِلَى أَهْلِهِ بَعْدَ غِيَابٍ طَوِيلٍ فِي بِلَادٍ بَعِيدَةٍ.
Gezgin, uzak diyarlarda uzun bir süre kaldıktan sonra ailesine geri döndü.
يَعْمَلُ أَهْلُ الْقَرْيَةِ فِي الْحُقُولِ كُلَّ صَبَاحٍ وَيَبِيعُونَ الْخُضَارَ فِي السُّوقِ.
Köyün halkı her sabah tarlalarda çalışır ve pazarda sebze satar.
أَهْلُ الْقَرْيَةِ يَعِيشُونَ حَيَاةً بَسِيطَةً وَهَادِئَةً فِي الرِّيفِ.
Köy sakinleri kırsalda basit ve sakin bir hayat yaşıyorlar.
akraba
تُؤَهِّلُ هَذِهِ الدَّوْرَةُ الطُّلَّابَ لِسُوقِ الْعَمَلِ.
Bu kurs öğrencileri iş hayatına hazırlar.
أَهَّلَهُ فَوْزُهُ فِي الْمُبَارَاةِ لِلْمُشَارَكَةِ فِي الْبُطُولَةِ.
Maçtaki galibiyeti ona şampiyonaya katılma hakkı kazandırdı.
eğitmek, rehabilite etmek