هُمْ طُلَّابٌ فِي هَذِهِ الْمَدْرَسَةِ.
Onlar bu okulda öğrencidir.
هُمْ طُلَّابٌ فِي هَذِهِ الْمَدْرَسَةِ.
Onlar bu okulda öğrencidir.
رَأَيْتُهُمْ فِي السُّوقِ وَسَلَّمْتُ عَلَيْهِمْ.
Onları pazarda gördüm ve selam verdim.
كَانَ الهَمُّ يُسَيْطِرُ عَلَى تَفْكِيرِهِ طَوَالَ الْوَقْتِ.
Endişe, sürekli olarak düşüncelerine hakimdi.
sıkıntı, dert, kaygı, gam, tasa, gaile
هَمَّ الشَّابُّ بِالسَّفَرِ إِلَى الْخَارِجِ.
Genç yurtdışına gitmeye niyetlendi.