بَاعَ التَّاجِرُ بِضَاعَتَهُ بِسِعْرٍ جَيِّدٍ فِي السُّوقِ
Tüccar, mallarını pazarda iyi bir fiyata sattı.
بَاعَ التَّاجِرُ بِضَاعَتَهُ بِسِعْرٍ جَيِّدٍ فِي السُّوقِ
Tüccar, mallarını pazarda iyi bir fiyata sattı.
بَاعَ الرَّجُلُ سَيَّارَتَهُ الْقَدِيمَةَ لِيَشْتَرِيَ سَيَّارَةً جَدِيدَةً أَكْثَرَ حَدَاثَةً.
Adam, daha modern bir araba almak için eski arabasını elden çıkardı.
بَاعَتِ الشَّرِكَةُ مُنْتَجَاتِهَا الْجَدِيدَةَ عَبْرَ الْإِنْتَرْنِتِ
Şirket, yeni ürünlerini internet üzerinden pazarladı.
satış yapmak, pazara çıkarmak
اِسْتَخْدَمُوا عِدَّةَ أَبْوَاعٍ مِنَ الْحَبْلِ لِقِيَاسِ عُمْقِ الْبَحْرِ وَحَدَّدُوا الْعُمْقَ.
Denizin derinliğini ölçmek için birkaç kulaç ip kullandılar ve derinliği belirlediler.