تَبَسَّمَتِ الطِّفْلَةُ عِنْدَمَا رَأَتْ أُمَّهَا.
Küçük kız annesini görünce gülümsedi.
تَبَسَّمَتِ الطِّفْلَةُ عِنْدَمَا رَأَتْ أُمَّهَا.
Küçük kız annesini görünce gülümsedi.
تَبَسَّمَ الشَّيْخُ بِحِكْمَةٍ وَهُوَ يَسْتَمِعُ إِلَى أَسْئِلَةِ الشَّبَابِ.
Şeyh, gençlerin sorularını dinlerken bilgece tebessüm etti.
التَّبَسُّمُ صَدَقَةٌ كَمَا قَالَ النَّبِيُّ مُحَمَّدٌ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ.
Peygamber Muhammed (s.a.v.)'in dediği gibi, tebessüm sadakadır.
gülümseyiş, gülücük