تَحَسَّرَ الرَّجُلُ عَلَى عَدَمِ اسْتِغْلَالِهِ الفُرَصَ الَّتِي أُتِيحَتْ لَهُ.
Adam, kendisine sunulan fırsatları değerlendiremediğine hayıflandı.
تَحَسَّرَ الرَّجُلُ عَلَى عَدَمِ اسْتِغْلَالِهِ الفُرَصَ الَّتِي أُتِيحَتْ لَهُ.
Adam, kendisine sunulan fırsatları değerlendiremediğine hayıflandı.
تَحَسَّرَ الشَّابُّ عَلَى إِضَاعَتِهِ وَقْتَهُ فِي أُمُورٍ تَافِهَةٍ.
Genç adam, vaktini boş işlerle geçirdiğine pişman oldu.
iç geçirmek, ah vah etmek, esef etmek, müteessif olmak, teessüf etmek, eseflenmek, yazıklanmak
التَّحَسُّرُ الْمُسْتَمِرُّ يَسْتَنْزِفُ طَاقَةَ الْإِنْسَانِ وَيُؤَدِّي إِلَى التَّعَاسَةِ.
Sürekli hayıflanma, insanın enerjisini tüketir ve mutsuzluğa yol açar.
eseflenme, kahrolma, hayıflanış, yazıklanma