التَّدَخُّلُ الْأَجْنَبِيُّ فِي شُؤُونِ الدُّوَلِ الْأُخْرَى مَرْفُوضٌ.
Diğer ülkelerin işlerine yabancı müdahalesi kabul edilemez.
التَّدَخُّلُ الْأَجْنَبِيُّ فِي شُؤُونِ الدُّوَلِ الْأُخْرَى مَرْفُوضٌ.
Diğer ülkelerin işlerine yabancı müdahalesi kabul edilemez.
karışma, dahletme, müdahillik, karışılma
لَا يَجِبُ أَنْ نَتَدَخَّلَ فِي شُؤُونِ الْآخَرِينَ الْخَاصَّةِ.
Başkalarının özel işlerine müdahale etmemeliyiz.
تَدَخَّلَتِ الْأُمُّ لِتَهْدِئَةِ الْأَطْفَالِ الْمُتَشَاجِرِينَ.
Anne kavga eden çocukları sakinleştirmek için araya girdi.
لَا تَتَدَخَّلْ فِي حَدِيثِنَا مِنْ فَضْلِكَ.
Lütfen bizim konuşmamıza karışma.
el atmak, parmak sokmak, tavassut etmek, dahletmek, ilişmek