تَرَكَ الْأَبُ عَائِلَتَهُ وَسَافَرَ إِلَى بَلَدٍ آخَرَ بَحْثًا عَنْ عَمَلٍ.
Baba, ailesini terk etti ve iş aramak için başka bir ülkeye gitti.
تَرَكَ الْأَبُ عَائِلَتَهُ وَسَافَرَ إِلَى بَلَدٍ آخَرَ بَحْثًا عَنْ عَمَلٍ.
Baba, ailesini terk etti ve iş aramak için başka bir ülkeye gitti.
تَرَكَ الْمُسَافِرُ حَقَائِبَهُ فِي الْفُنْدُقِ قَبْلَ الذَّهَابِ إِلَى الْمَدِينَةِ.
Gezgin, şehre gitmeden önce bavullarını otelde bıraktı.
تَرَكَ فِكْرَةَ السَّفَرِ بِسَبَبِ الْمَطَرِ.
Yağmur yüzünden seyahat fikrinden vazgeçti.
boşlamak, koyvermek
تَرْكُ التَّدْخِينِ سَيَكُونُ الْأَفْضَلَ لِصِحَّتِكَ.
Sigarayı terk etmek sağlığın için en iyisi olacaktır.
تَرْكُ التَّدْخِينِ هُوَ أَفْضَلُ قَرَارٍ يُمْكِنُ أَنْ يَتَّخِذَهُ الشَّخْصُ.
Sigarayı bırakmak, bir kişinin alabileceği en iyi karardır.
bırakılma, bırakım, bırakış, ferağ, metrukiyet, koyuverme
زَارَ التُّرْكُ المَدِينَةَ.
Türkler şehri ziyaret etti.
أَصْدَرَتِ الْحُكُومَةُ قَوَانِينَ جَدِيدَةً لِتَتْرِيكِ الشَّرِكَاتِ الْأَجْنَبِيَّةِ.
Hükümet, yabancı şirketleri Türkleştirmek için yeni yasalar çıkardı.