أَدَّى تَعَطُّلُ الْمِصْعَدِ إِلَى صُعُودِنَا عَلَى الدَّرَجِ.
Asansörün arızalanması yüzünden merdivenle çıktık.
أَدَّى تَعَطُّلُ الْمِصْعَدِ إِلَى صُعُودِنَا عَلَى الدَّرَجِ.
Asansörün arızalanması yüzünden merdivenle çıktık.
تَسَبَّبَ الثَّلْجُ فِي تَعَطُّلِ حَرَكَةِ الْقِطَارَاتِ.
Kar, tren seferlerinde aksamaya yol açtı.
أَدَّتِ الْأَزْمَةُ الِاقْتِصَادِيَّةُ إِلَى إِغْلَاقِ الْعَدِيدِ مِنَ الشَّرِكَاتِ وَبِالتَّالِي إِلَى التَّعَطُّلِ.
Ekonomik kriz, birçok şirketin kapanmasına ve dolayısıyla işsizliğe yol açtı.
kilitlenme, arızalılık, işlemezlik
تَعَطَّلَتِ السَّيَّارَةُ فِي الطَّرِيقِ السَّرِيعِ وَاضْطُرِرْتُ لِلِانْتِظَارِ لِسَاعَاتٍ.
Araba otoyolda bozuldu ve saatlerce beklemek zorunda kaldım.
تَعَطَّلَتِ الْآلَةُ فَجْأَةً أَثْنَاءَ الْعَمَلِ.
Makine çalışırken aniden arızalandı.
تَعَطَّلَتْ حَرَكَةُ الْمُرُورِ بِسَبَبِ الْأَمْطَارِ الْغَزِيرَةِ.
Şiddetli yağmur nedeniyle trafik aksadı.
arıza yapmak, arıza çıkarmak, takılı kalmak, takılmak, sekteye uğramak, inkıtaya uğramak, istop etmek, kilitlenmek, aksatılmak, sürüncemede kalmak, kösteklenmek