تَعَهَّدَ الرَّئِيسُ بِتَحْسِينِ الْأَوْضَاعِ الِاقْتِصَادِيَّةِ.
Başkan, ekonomik koşulları iyileştirmeye söz verdi.
تَعَهَّدَ الرَّئِيسُ بِتَحْسِينِ الْأَوْضَاعِ الِاقْتِصَادِيَّةِ.
Başkan, ekonomik koşulları iyileştirmeye söz verdi.
أَتَعَهَّدُ لَكَ بِأَنَّ كُلَّ شَيْءٍ سَيَكُونُ عَلَى مَا يُرَامُ.
Her şeyin yolunda olacağını garanti ederim.
تَعَهَّدَتِ الْحُكُومَةُ بِتَوْفِيرِ الْمَزِيدِ مِنْ فُرَصِ الْعَمَلِ.
Hükümet, daha fazla iş fırsatı sağlamayı taahhüt etti.
boyun olmak, boynuna almak, üstlenmek, ikrar vermek, iltizam etmek, ahdetmek, yükümlenmek, üstenmek, vaatte bulunmak, tekeffül etmek, yüklenmek, vadetmek
أَعْطَانِي الْمُدِيرُ تَعَهُّدًا بِزِيَادَةِ الرَّاتِبِ.
Müdür bana maaş artışı vaadinde bulundu.
taahhüt, ahdetme, angajman, iltizam, yükümlenme, üstenme, üstlenme, tekeffül, vadolunma, kavilleşme, yüklenicilik