تَوَهَّجَتِ الشَّمْعَةُ فِي الظَّلَامِ الدَّامِسِ.
Mum zifiri karanlıkta parladı.
تَوَهَّجَتِ الشَّمْعَةُ فِي الظَّلَامِ الدَّامِسِ.
Mum zifiri karanlıkta parladı.
تَوَهَّجَ وَجْهُهَا بِالْفَرَحِ عِنْدَمَا تَلَقَّتِ الْهَدِيَّةَ.
Hediyeyi aldığında yüzü sevinçle ışıldadı.
تَوَهَّجَتْ عَيْنَاهُ بِالدُّمُوعِ.
Gözleri yaşlarla parıldadı.
alev alev yanmak, iştial etmek, ışıklanmak, ışılamak, yakamozlanmak, nurlanmak, alazlanmak, çavmak, yalazlanmak
أَعْجَبَنِي تَوَهُّجُ الشَّمْسِ عِنْدَ الْغُرُوبِ.
Gün batımında güneşin parlaması hoşuma gitti.
ışıldama, parlayış, akkorluk, akkorlaşma, iştial, ışıklanma, ışılama, ateşlenme, korlanma, alazlanma, yakamozlanma