كَانَ الثُّقْبُ صَغِيرًا جِدًّا بِحَيْثُ لَا يُمْكِنُ رُؤْيَتُهُ بِالْعَيْنِ الْمُجَرَّدَةِ.
Delik o kadar küçüktü ki çıplak gözle görmek mümkün değildi.
كَانَ الثُّقْبُ صَغِيرًا جِدًّا بِحَيْثُ لَا يُمْكِنُ رُؤْيَتُهُ بِالْعَيْنِ الْمُجَرَّدَةِ.
Delik o kadar küçüktü ki çıplak gözle görmek mümkün değildi.
وَجَدْنَا ثُقْبًا صَغِيرًا فِي الْجِدَارِ.
Duvarda küçük bir oyuk bulduk.
mesame
ثَقَبَ الْعَامِلُ الْجِدَارَ لِتَرْكِيبِ الْأُنْبُوبِ الْجَدِيدِ فِي الْمَطْبَخِ.
İşçi, mutfakta yeni boruyu takmak için duvarı deldi.
يَجِبُ ثَقْبُ الْجِدَارِ لِتَعْلِيقِ رَفٍّ عَلَيْهِ.
Duvara bir raf asmak için duvarı burgulamak gerekiyor.
gedmek
كَانَ الثَّقْبُ صَغِيرًا جِدًّا بِحَيْثُ لَا يُمْكِنُ رُؤْيَتُهُ بِالْعَيْنِ الْمُجَرَّدَةِ.
Delik o kadar küçüktü ki çıplak gözle görmek mümkün değildi.
delme, açıt, deşilme, delinme, ponksiyon, deliniş