oyuk

أَجْوَف — جُوف

كَانَ الجِذْعُ أَجْوَفًا مِنَ الدَّاخِلِ بِسَبَبِ تَقَدُّمِ العُمْرِ وَالتَّآكُلِ.

Gövde, yaş ve aşınma nedeniyle içten oyuktu.

تَجْوِيف — تَجَاوِيف

تَمَّ الْعُثُورُ عَلَى مِفْتَاحٍ قَدِيمٍ فِي التَّجْوِيفِ دَاخِلَ الْجِدَارِ.

Duvarın içindeki oyukta eski bir anahtar bulundu.

حُفْرَة — حُفَر

كَانَ هُنَاكَ حُفْرَةٌ كَبِيرَةٌ فِي جِذْعِ الشَّجَرَةِ.

Ağacın gövdesinde büyük bir oyuk vardı.

Ayrıca: نُقْرَة

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler