حُكِمَ عَلَى الْمُجْرِمِ بِالْحَبْسِ لِمُدَّةِ خَمْسِ سَنَوَاتٍ.
Suçlu beş yıl hapis cezasına çarptırıldı.
حُكِمَ عَلَى الْمُجْرِمِ بِالْحَبْسِ لِمُدَّةِ خَمْسِ سَنَوَاتٍ.
Suçlu beş yıl hapis cezasına çarptırıldı.
الْحَبْسُ هُوَ فِعْلُ سَلْبِ حُرِّيَّةِ الشَّخْصِ وَيَجِبُ أَنْ يَتِمَّ مِنْ خِلَالِ الْإِجْرَاءَاتِ الْقَانُونِيَّةِ.
Hapsetme, bir kişinin özgürlüğünü elinden alma eylemidir ve yasal süreçlerle gerçekleşmelidir.
mahbes, mapus, mapushane, hapsediş, hapsediliş, mahkûmluk
حَبَسَ الشُّرْطِيُّ اللِّصَّ بَعْدَ الْقَبْضِ عَلَيْهِ مُتَلَبِّساً.
Polis, hırsızı suçüstü yakaladıktan sonra hapse attı.
حَبَسَ دُمُوعَهُ بِصُعُوبَةٍ أَثْنَاءَ سَمَاعِهِ الْخَبَرَ الْمُحْزِنَ.
Üzücü haberi duyarken gözyaşlarını zorlukla tuttu.
حَبَسَ الْأَبُ ابْنَهُ فِي الْمَنْزِلِ بِسَبَبِ سُلُوكِهِ السَّيِّئِ.
Baba, kötü davranışlarından dolayı oğlunu evde alıkoydu.
tevkif etmek, kapatmak, kilitlemek