شَعَرْتُ بِحُزْنٍ عَمِيقٍ عِنْدَمَا سَمِعْتُ خَبَرَ وَفَاةِ صَدِيقِي الْعَزِيزِ فِي الْحَادِثِ.
Sevgili arkadaşımın kazada öldüğü haberini duyduğumda derin bir üzüntü hissettim.
شَعَرْتُ بِحُزْنٍ عَمِيقٍ عِنْدَمَا سَمِعْتُ خَبَرَ وَفَاةِ صَدِيقِي الْعَزِيزِ فِي الْحَادِثِ.
Sevgili arkadaşımın kazada öldüğü haberini duyduğumda derin bir üzüntü hissettim.
الْحُزْنُ هُوَ شُعُورٌ طَبِيعِيٌّ يَمُرُّ بِهِ الْإِنْسَانُ عِنْدَ فُقْدَانِ شَخْصٍ عَزِيزٍ عَلَيْهِ.
Keder, bir insanın sevdiği birini kaybettiğinde yaşadığı doğal bir duygudur.
كَانَ حُزْنُ فُقْدَانِ صَدِيقٍ مُقَرَّبٍ صَعْبًا لِلْغَايَةِ.
Yakın bir arkadaşını kaybetmenin yası çok zordu.
Ayrıca: hüzün, üzgünlük, teessür
mutsuzluk, elem, melankoli, kırgınlık, efkârlanma, burukluk, acılık, gamlılık, kasavet, mahzunluk, neşesizlik, üzünç, efkârlılık, üzenti, saadetsizlik, sevinçsizlik, hüzünlülük, üzülüş, yaslılık, burkuntu, hazinlik, acıklılık, meraret, kederleniş, hüzünlenme
حَزِنَ الْوَلَدُ لِأَنَّ صَدِيقَهُ سَافَرَ.
Çocuk arkadaşı gittiği için üzüldü.
keder etmek, gam çekmek, matem tutmak, mahzun olmak, meyus olmak, kasavet çekmek, mükedder olmak, teessür etmek, naşad olmak, efkârlanmak, hüzünlenmek, kederlenmek, dertlenmek, inkisar etmek