كَانَتْ تَتَحَدَّثُ بِحَسْرَةٍ عَنْ أَيَّامِ طُفُولَتِهَا الْجَمِيلَةِ فِي الْقَرْيَةِ.
Köydeki güzel çocukluk günlerinden özlemle bahsediyordu.
كَانَتْ تَتَحَدَّثُ بِحَسْرَةٍ عَنْ أَيَّامِ طُفُولَتِهَا الْجَمِيلَةِ فِي الْقَرْيَةِ.
Köydeki güzel çocukluk günlerinden özlemle bahsediyordu.
عَاشَتْ حَسْرَةَ عَدَمِ تَحْقِيقِ حُلْمِهَا بِالسَّفَرِ حَوْلَ الْعَالَمِ.
Dünya seyahati hayalini gerçekleştirememenin pişmanlığını yaşadı.
رَأَيْتُ الْحَسْرَةَ فِي عَيْنَيْهَا عِنْدَ الْوَدَاعِ.
Veda ederken gözlerinde üzüntüyü gördüm.
ah, hayıf, esef, teessüf, ukde