وَضَعَ الطِّفْلُ حَفْنَةً مِنَ الْبُنْدُقِ فِي جَيْبِهِ وَرَكَضَ بَعِيدًا.
Çocuk, bir avuç fındığı cebine koydu ve koşarak uzaklaştı.
وَضَعَ الطِّفْلُ حَفْنَةً مِنَ الْبُنْدُقِ فِي جَيْبِهِ وَرَكَضَ بَعِيدًا.
Çocuk, bir avuç fındığı cebine koydu ve koşarak uzaklaştı.
لَمْ يَحْضُرْ سِوَى حَفْنَةٍ مِنَ النَّاسِ إِلَى الِاجْتِمَاعِ.
Toplantıya sadece az sayıda insan katıldı.
أَعْطَانِي حَفْنَةً مِنَ الْمُكَسَّرَاتِ كَوَجْبَةٍ خَفِيفَةٍ.
Bana atıştırmalık olarak bir avuç dolusu kuruyemiş verdi.
Ayrıca: bir tutam
avuç, tutam, hapazlama, elçim