كَانَتِ الِابْتِسَامَةُ خَافِتَةً عَلَى وَجْهِهَا الْحَزِينِ.
Hüzünlü yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
كَانَتِ الِابْتِسَامَةُ خَافِتَةً عَلَى وَجْهِهَا الْحَزِينِ.
Hüzünlü yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
سَمِعْتُ صَوْتًا خَافِتًا قَادِمًا مِنَ الْغُرْفَةِ الْمُجَاوِرَةِ.
Yan odadan gelen zayıf bir ses duydum.
كَانَ ضَوْءُ الْقَمَرِ خَافِتًا جِدًّا فِي تِلْكَ اللَّيْلَةِ الْمُظْلِمَةِ.
O karanlık gecede ay ışığı çok soluktu.
zayıf sesli, kısık, sönük, silik