تَمَّ اكْتِشَافُ خَلَلٍ فِي تَصْمِيمِ الْمُنْتَجِ مِمَّا اسْتَدْعَى إِجْرَاءَ تَعْدِيلَاتٍ عَاجِلَةٍ.
Ürün tasarımında bir kusur tespit edildi, bu da acil değişiklikler yapılmasını gerektirdi.
تَمَّ اكْتِشَافُ خَلَلٍ فِي تَصْمِيمِ الْمُنْتَجِ مِمَّا اسْتَدْعَى إِجْرَاءَ تَعْدِيلَاتٍ عَاجِلَةٍ.
Ürün tasarımında bir kusur tespit edildi, bu da acil değişiklikler yapılmasını gerektirdi.
هُنَاكَ خَلَلٌ فَنِّيٌّ فِي نِظَامِ الْكُمْبِيُوتَرِ تَسَبَّبَ فِي تَعْطِيلِ الْعَمَلِ.
Bilgisayar sisteminde bir teknik arıza var, bu da işin aksamasına neden oldu.
يُعَانِي هَذَا الشَّخْصُ مِنْ خَلَلٍ فِي الجِهَازِ الهَضْمِيِّ يَتَطَلَّبُ عِلَاجًا مُتَخَصِّصًا.
Bu kişi, uzman bir tedavi gerektiren sindirim sisteminde bir bozukluktan muzdarip.
anomali, anormallik, aksaklık, halel, pürüz, sekte, arızalılık, defo
تُخَلِّلُ أُمِّي الخُضْرَوَاتِ كُلَّ خَرِيفٍ.
Annem her sonbaharda turşu kurar.