دَاعَبَ النَّسِيمُ وَجْهِي بِلُطْفٍ وَأَنَا أَسِيرُ عَلَى الشَّاطِئِ.
Sahilde yürürken hafif rüzgar yüzümü okşadı.
دَاعَبَ النَّسِيمُ وَجْهِي بِلُطْفٍ وَأَنَا أَسِيرُ عَلَى الشَّاطِئِ.
Sahilde yürürken hafif rüzgar yüzümü okşadı.
كَانَ يُدَاعِبُ صَدِيقَهُ بِكَلِمَاتٍ لَطِيفَةٍ لِإِضْحَاكِهِ.
Onu güldürmek için arkadaşıyla nazik sözlerle şakalaşıyordu.
şaka etmek, latife etmek, gıdıklamak, ilişmek, sıvazlamak