يُحِبُّ الْأَطْفَالُ التَّدَلُّلَ عَلَى أُمَّهَاتِهِمْ.

Çocuklar annelerine karşı naz yapmayı severler.

طَلَبَتِ الْمَرْأَةُ هَدِيَّةً مِنْ زَوْجِهَا عَنْ طَرِيقِ الدَّلَالِ.

Kadın, eşine cilve yaparak ondan bir hediye istedi.

كَانَ الطِّفْلُ يُدَلَّلُ عَلَى أُمِّهِ.

Çocuk annesine karşı işve yapıyordu.

Eşdizimler

دَلَّال

بَاعَ الدَّلَّالُ البَيْتَ فِي المَزَادِ.

Tellal evi açık artırmada sattı.

كَانَ وَاحِدًا مِنْ أَسْوَأِ الدَّلَّالِينَ سُمْعَةً فِي الْمَدِينَةِ.

O, şehrin en kötü şöhretli pezevenklerinden biriydi.