زَجْرُ الطُّيُورِ مِنَ الْحَدِيقَةِ يَمْنَعُهَا مِنْ إِتْلَافِ النَّبَاتَاتِ.
Kuşları bahçeden dehleme, bitkilere zarar vermelerini engeller.
زَجْرُ الطُّيُورِ مِنَ الْحَدِيقَةِ يَمْنَعُهَا مِنْ إِتْلَافِ النَّبَاتَاتِ.
Kuşları bahçeden dehleme, bitkilere zarar vermelerini engeller.
zecir, haydama
زَجَرَهُ الْمُعَلِّمُ بِشِدَّةٍ بِسَبَبِ سُلُوكِهِ السَّيِّئِ فِي الْفَصْلِ.
Öğretmen, sınıftaki kötü davranışından dolayı onu şiddetle azarladı.
زَجَرَ الْأَبُ ابْنَهُ لِأَنَّهُ لَمْ يَقُمْ بِوَاجِبَاتِهِ الْمَدْرَسِيَّةِ.
Baba, okul ödevlerini yapmadığı için oğlunu payladı.
زَجَرَتِ الْأُمُّ ابْنَتَهَا بِسَبَبِ إِهْمَالِهَا فِي تَنْظِيفِ الْغُرْفَةِ.
Anne, odayı temizlemekteki ihmalkarlığı yüzünden kızını tekdir etti.
dehlemek, haydamak, haydalamak