كَانَ الطَّرِيقُ زَلِقاً بِسَبَبِ الْأَمْطَارِ الْغَزِيرَةِ الَّتِي هَطَلَتْ طِوَالَ اللَّيْلِ.
Bütün gece yağan şiddetli yağmur nedeniyle yol kaygandı.
كَانَ الطَّرِيقُ زَلِقاً بِسَبَبِ الْأَمْطَارِ الْغَزِيرَةِ الَّتِي هَطَلَتْ طِوَالَ اللَّيْلِ.
Bütün gece yağan şiddetli yağmur nedeniyle yol kaygandı.
كَانَ سَطْحُ الطَّاوِلَةِ زَلِقاً وَلَامِعاً بَعْدَ تَلْمِيعِهِ بِالشَّمْعِ.
Masa yüzeyi, balmumu ile cilalandıktan sonra pürüzsüz ve parlaktı.
kaypak, yıvışık, kayağan
زَلِقَتْ قَدَمُهُ عَلَى الْجَلِيدِ.
Ayağı buzun üstünde kaydı.
سَبَّبَ الزَّلَقُ عَلَى الجَلِيدِ حَادِثًا صَغِيرًا.
Buz üzerinde kayma küçük bir kazaya yol açtı.
kayganlık, kayağanlık, kaypaklık
زَلَّقَ الطِّفْلُ الكُرَةَ عَلَى الأَرْضِ المَبْلُولَةِ.
Çocuk topu ıslak zeminde kaydırdı.