الْمُدِيرُ سَمَحَ لِلْمُوَظَّفِينَ بِأَخْذِ اسْتِرَاحَةٍ قَصِيرَةٍ بَعْدَ الْعَمَلِ الشَّاقِّ.
Müdür, çalışanların yoğun çalışmanın ardından kısa bir mola vermesine müsaade etti.
الْمُدِيرُ سَمَحَ لِلْمُوَظَّفِينَ بِأَخْذِ اسْتِرَاحَةٍ قَصِيرَةٍ بَعْدَ الْعَمَلِ الشَّاقِّ.
Müdür, çalışanların yoğun çalışmanın ardından kısa bir mola vermesine müsaade etti.
destur vermek, tecviz etmek, elvermek
كَانَ الرَّجُلُ سَمْحًا فِي إِنْفَاقِهِ عَلَى الفُقَرَاءِ وَالمُحْتَاجِينَ فِي القَرْيَةِ
Adam, köydeki yoksullar ve muhtaçlar için harcamalarında cömertti.
يَجِبُ أَنْ نَكُونَ سَمْحِينَ مَعَ الآخَرِينَ حَتَّى لَوْ اِخْتَلَفْنَا مَعَهُمْ
Onlarla aynı fikirde olmasak bile başkalarına karşı hoşgörülü olmalıyız.
هُوَ شَخْصٌ سَمْحٌ يَتَعَامَلُ مَعَ الجَمِيعِ بِلُطْفٍ وَاحْتِرَامٍ
O, herkese nezaket ve saygı ile davranan müsamahakâr bir kişidir.